25 Kasım 2013 Pazartesi

   Yazmak lazım.

   Sonuç olarak tespit uçar, blog yazısı kalır. Aman biraz olsun bile gaza gelmiyim, lütfen. Hayatımın en ücra köşelerine sinsi sinsi yer etmiş bazı kişi ve kavramların garantisinde de olsam, neyin ne olacağı hiç belli olmuyor. Zaten yaptığın bütün ''iyi şeyler''in bir çırpıda çöpe atılması için, en küçük bi delikansızlık hali yeter. Delikanlılık mı dediniz? Delikanlı nedir ben de hiç bilmiyorum. Farklı farklı insanlara söylediklerinin ve davranışlarının birbiriyle tutumlu olması hali gibi bi şeyler olabilir. O zaman önümüzde sonsuz bir kombinasyonlar silsilesi var. Hepsini aynı noktada birleştirebilmek, dolap şifresi sallayıp kilit açmaktan, ya da slot makinesinden para kazanmaktan daha zor. Olay zaten herkesi sevmek, herkesin de seni sevmesi değil. Olay nerde, ben olayın neresindeyim o da önemli değil. Ama hayat sokaklarda.

   Mesela ben bi arkadaşımın bi arkadaşını sırf ortak arkadaşımız var diye sevmek zorunda değilim. Ya da Grooveshark benim fava attığım şarkılardan feyz alarak önerilerde bulunuyorsa, o şarkıları da sevmek zorunda değilim. Yani ille ortak noktamız var diye birbirimize sevgi duymak zorunda mıyız? Değiliz. Annemi de neden seviyor oluşum bu şekilde açıklanabilir. 

   Galiba 16 yaşındayım, bugün çok uyudum. Rüyamda savaş çıkıyordu. Alman başbakanını falan gördüm ama savaş nedenini öğrenemeden uyanıverdim. Geçen gece 15 dakikada mı 20 dakikada mı ne taa Cadde'den Beşiktaş'a geldim, dolmuşla. Ertesi gün yine dolmuşla Taksim'den Beşiktaş'a 13 dakikada ulaşamayıverdik. Kadercilik oyunu değil de, yine de kendimizi çok sağlama almamak lazım. Trafik bu valla adamı vezir de eder, rezil de.

   Bu sefer eyyorlamam bu kadar.

   

Hiç yorum yok: